Çocuk Yaşta Evlilik Kuran’da Yoktur

Hazreti Ayşe’nin yaşını bahane ederek Peygamberimize saldıran ve Kuran’da çocuk yaşta evliliğin serbest olduğunu iddia eden kişilere hatırlatılması gereken ilk konu, hükümlerin yalnızca Kuran’dan öğrenileceği ve Kuran’la mutabık olmayan kaynaklara itibar etmemeleri gerektiğidir. Allah, ”Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık…” (En’am Suresi, 38) buyurur. Noksanı olmayan Kuran’da, evlilik gibi önemli bir konunun zamanına da elbette işaret edilmiştir.

Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. .. (Nisa Suresi, 6)

“yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın…” (En’am Suresi, 152)

Ayetleri dikkatli okursanız, yetimleri ”nikaha erişecekleri çağa kadar” deneyin diyor. Şayet kendilerinde bir ”olgunluk” görürseniz onlara mallarını verin diyor. İkinci ayette de yetimin malına, ”o malını kontrol edebileceği erginlik yaşına erişinceye kadar” en güzel şeklin dışında dokunmayın deniyor. Küçük bir çocuk para kavramını bilmez. Tasarruf nedir, hesaplı alışveriş nedir, parasını hangi alanda değerlendirirse artırabilir bunları bilemez. Çocuğun eline para verirseniz onunla ya şeker alır ya çikolata. Dolayısıyla malını kontrol edeceği çağ bedensel değil, zihinsel olgunluk çağıdır. Aynı şekilde nikaha erişecekleri çağ da, bedensel olgunluğa eriştikleri ergenlik dönemi değil, malını kontrol edebileceği, zihinsel olgunluğa eriştikleri erginlik/gençlik çağıdır.

Ayette “ruşden” kelimesi geçer. Kadın ve erkeğin “Reşit” olması gerektiği manasındadır.


Rüşd: Doğru yolu bulabilme yeteneği
Reşid: Doğru yolu başkalarına gösteren kişi.
Raşid: Doğru yola gelebilecek kapasiteye erişmiş kişi.
Mürşid: İrşad eden, eğiten, aydınlatan”


Mehir, İslam Hukuku’nda erkeğin evlenirken kadına verdiği para veya maldır. Mehir kadının ailesine değil, direkt kadına verilir. Yukarıdaki ayetlere göre malların  sahibine teslim edilme çağı, o kişinin malını kontrol edebileceği yaştır. Dolayısıyla mehir alan kadının bu malı veya parayı kontrol edebileceği bir yaşta olması gerekir.

Hz. Ayşe’nin 6-9 yaşında evlendiği konusundaki iddialar, Kuran’daki evlilik için belirtilen yaş ile uyum göstermiyor. Kuran’da işaret edilen evlilik yaşı, şu an ki Medeni Kanunumuzda yer alan yaş sınırı ile tam uyumludur. Ayrıca Hz. Ayşe’nin yaşının rivayet edildiği kaynakların muhatabı olan Buhari, peygamberimizden 238 yıl sonra, Müslim 243 sene, Tirmizi 260 sene, Ebu Davud 256 sene, Nesai 238 sene, İbn-i Mace 263 sene sonra yaşamışlardır. Hz. Ayşe’nin yaşı kimi kaynakta 6, kiminde 9, kiminde de 18 olarak rivayet edilmiştir. Genel olarak evlilik yaşı konusunda referans Kurandır. Kuran, nikah için zihinsel olgunluk çağını işaret eder.

Ancak bu net delili görmezden gelen bazı ateistler, Talak Suresi 4. ayette, ” adet görmemiş” ibaresinin küçük çocuğa işaret ettiğini iddia ederler.

”Kadınlarınızdan (menopoz dönemine girerek) âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Adet görmeyenlerin de süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri, çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah’ı sayıp O’na karşı gelmekten korunursa, Allah onun işinde bir kolaylık verir.” (Talak, 4)

Adetten kesilmiş, yani menopoz dönemine girmiş kadınların bekleme süresi 3 ay deniyor. 3 ay neden bekleniyor? Hamile olup olmadığının anlaşılması için. Adet görmeyen çocuk hamile kalabilir mi? Hayır. O zaman 3 ay beklemesine de gerek yoktur. Hamile kalan kadın adet görmez. Ancak hamile olduğunun anlaşılması süre alır. Bu durumda olan kadınlar için de bekleme süresi 3 aydır. Hamileliği kesin olanlar ise doğuma kadar bekler.

Meallerde adet görmemiş kızlar olarak çevrilen ‘vellai lem yahidne’ ifadesi tıbbi olarak “sekonder amenore” denilen durumdur. Yani adet düzeni bozulduğu için adet görmeyen (normalde adet gördüğü halde türlü sebeplerle 3 ay veya daha uzun süren bir dönemde âdet görmeyen) kadınları ifade eder.

Talak suresi 4. ayette bazı meallerde rastalığımız “henüz adet görememiş” ifadesi geçmez. Henüz adet görmemiş diyebilmek için ”ellaaiii lemma yahidne ” kelimesinin geçiyor olması gerekir.

Lem: Hiç olmayacak, ya da hiç olmamış manası kazandırır.
Lemma: Henüz olmamış ama olacak manası kazandırır.

Ayette geçen “Nisa” kelimesi yetişkin kadınlar için kullanılan bir kelimedir. Adet görmeyen kişi eğer çocuk olsaydı o zaman ” Vildan, Veled, Benat…” kelimelerinin geçiyor olması gerekirdi. Ancak ayette yetişkin kadınların tanımlandığı “Nisa” kelimesi geçmektedir.


Sonuç olarak Kuran çocuk evliliğine izin vermez. Bu tip yanlış bir uygulamayı ancak Kuran’dan uzak toplumlar uygular. Yanlış ve kasıtlı yapılan tercümeler nedeni ile ateist ve bağnazlar İslam’ın çocuk evliliğine izin verdiğini iddia ederler. Çocuklar şefkat gösterilmesi gereken varlıklardır, kimse sapık görüşlerine Kuran’dan delil bulamaz.

Mevlana'nın Peygamberimizle (sav) ilgili iğrenç sözleri...

Mevlana'nın Mesnevi'sinin 3535. beyitinde geçen Peygamberimizle (sav) ilgili iğrenç sözleri...
"Mustafa'yı ayrılık derdi kapladı, daraldı mı, kendisini dağdan atmaya kalkardı. Cebrail, sakın yapma. Kün emrinde sana nice devletler takdir edilmiştir deyince, yatışır, kendini atmaktan vazgeçerdi..."
Peygamberimizin daralıp intihar etmeye kalkıştığını söylüyor. Cebrail sakın yapma sana nice devletler takdir edilmiştir diyince kendini atmaktan vazgeçerdi diyor Mevlana.
Oysa Peygamberimiz bir hadisinde:
“Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseler yine de davamdan vazgeçmem!" buyurmuştur.



Venüs bitkisindeki tasarım



Doğada oldukça şaşırtıcı yöntemlerle “avlanan” bitkiler vardır. Bunlardan biri olan “venüs”, üzerinde dolaşan sinekleri yakalar ve bunlarla beslenir. Venüs’ü böcekler için cazip kılan, yapraklarının dikkat çekici kırmızı rengi ve daha da önemlisi, bu yaprakların çevresindeki bezlerden salgılanan şeker kokulu salgıdır. Kokunun dayanılmaz cazibesine kapılan sinek, fazla tereddüt etmeden bu ilginç bitkinin üzerine konar. Yiyecek kaynağına doğru ilerlerken bitki üzerindeki zararsız görünümlü tüylere de ister istemez dokunur. İşte bunun üzerine bitki aniden kapanır. Sinek, ansızın üzerine sımsıkı kapanan bir çift yaprağın arasında sıkışıp kalır. Venüs bitkisi biraz sonra avını öğütmesini sağlayacak sıvısını salgılamaya başlayacaktır.
Bitkinin kapanma hızı, insan elinin maksimum kapanma hızından daha fazladır (eliniz açıkken ortasına konan bir sineği yakalamayı denerseniz, büyük olasılıkla başaramazsınız, ama bitki bu işi başarabilmektedir). Peki kasları, kemikleri olmayan bir bitki nasıl olup da böyle ani bir hareket yapabilmektedir? Araştırmalar venüs bitkisinin içinde elektriksel bir sistem olduğunu ortaya koymuştur. Bitkinin tüycüklerinde sineğin çarpmasıyla oluşan mekanik etki, tüycüklerin altındaki alıcılara iletilir. Alıcıların verdiği sinyaller yaprakları ani bir biçimde hareket ettiren motor hücrelere ulaşır ve sineği yutacak mekanizma harekete geçer. Söz konusu “motor hücre”ler de son derece mükemmel bir tasarıma sahiptir. Bu hücreler elektriksel uyarı alır almaz bünyelerindeki su dengelerini değiştirirler. Yaprakların oluşturduğu kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çökerler. Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Bu öyle seri bir biçimde olur ki, kapan büyük bir hızla kapanır. İçeride hapsolan sinek ise her çırpınmasında tüylere tekrar tekrar değerek, elektriksel itmenin tekrar oluşumuna ve dolayısıyla da yaprağın daha sıkı kapanmasına neden olur. Bu arada kapanın yüzeyindeki hazım bezleri de uyarılmaktadır. Uyarı sonucunda bezler sineği yavaşça eritecek sıvıyı salgılamaya başlarlar. Ayrıca sistemin bir ilginç özelliği daha vardır: Tuzağın harekete geçmesi için tüylere üst üste iki kez dokunulması şarttır. Sinek tuzağı bu çift hareketli mekanizma sayesinde gereksiz yere kapanmaz. Örneğin bitkinin içine bir yağmur damlasının düşmesi durumunda kapan harekete geçmez. Tüm bunlar çok iyi hesaplanmış, her ayrıntısında bir bilgi bulunan bir sistem ortaya koymaktadır. Kuşkusuz böyle bir sistemin kökeni, rastlantılarla ve doğal olaylarla açıklanamaz.

Martı yumurtasındaki ince detay


Martılar yumurtalarını diğer kuşlar gibi yuvada değil deniz kenarındaki sarp kayalıkların düz çıkıntılarında saklarlar. 






Yumurtaların konik bir tasarıma sahip olması yuvarlanınca dar bir daire çizerek kendi etrafında dönmesini sağlar ve uçurumdan aşağı düşmesini engeller. Bu ince tasarım tesadüflerin değil üstün bir aklın tecellisidir.


...Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. [Nahl Suresi, 7]

İngiltere’nin Osmanlı ve Türkiye Aleyhinde Faaliyetleri

İNGİLTERE’NİN OSMANLI VE TÜRKİYE ALEYHİNDE FAALİYETLERİ 1
1.    İngiliz olan Darwin Türklerin aşağı millet olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini söylemişti.
Darwin’in sözü:
"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM."
2.    1880-1885 yılları arasında İngiltere'nin başbakanlığını yürüten Gladstone Osmanlı’ya ve Türk Milleti'ne sayısız hakaretler etmiştir. Bunlardan biri şudur:
“Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu'da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir: Kendileri yok olmakla.”
PKK yöneticisi Duran Kalkan da yakın zaman önce yaptığı bir konuşmasında, “Türkleri Orta Asya’ya süreceğiz, Erdoğan de Devlet de bunu bilsin” diyordu
3.    Gladstone Türkler ile ilgili "Bulgar Terörü ve Doğu Sorunu" isimli bir broşür yayınlamıştı. Bu broşürde Osmanlı’yı alabildiğine kötülüyor ve, "Türkler için en iyi yol pılı pırtılarını toplayıp, gitmeleridir…" çağrısı yapıyordu.
4.    Gladstone: “Kuran-ı Kerim yok edilmedikçe Avrupa’ya barış gelmeyecek.  Kuran’ı Müslümanların elinden almalıyız” diyordu.
5.    1898'de İngiltere başbakanı Lord Salisbury, "Osmanlı ülkesinin yarısında İngiltere'nin, yarısında Rusya'nın sözü geçsin" önerisinde bulundu.
6.    İngiltere başbakanı Lord Salisbury 1911 tarihli bir gizli belgede Türkler ile ilgili olarak şöyle diyordu:
Aynı maskara Osmanlılık devam ediyor. Fanatik cahil insanlar, barbar millet, kapitülasyonların da kalkmasını istiyorlar. Türkler daima Türk kalacaklar, hiçbir zaman Avrupalılaşamayacaklar…
7.    1880’lerde İngilizler derin devletinin Türk düşmanlığı Amerika'yı da etkisi altına aldı. İngiliz savaş bakanı olan Lord Kitchener "Türkiye'yi mahvedinceye kadar savaşa devam edeceğiz" diyordu.
8.    Savaş döneminde İngiliz başbakanı olan Lloyd George da savaş sırasında yazdığı notta şöyle diyordu:
Arapça konuşan her yer Osmanlı İmparatorluğu'ndan alınmalı ve manda haline getirilmelidir. Türkler Anadolu'nun büyük bir kısmına sahip olacaklar, fakat Avrupa'da hiçbir toprak sahibi olamayacaklardır.Türklere boğazlarda ve denizlerde hiçbir yer verilmeyecektir.Türkler yüzlerce yıl Avrupa'da kaldılar ve Avrupa'daki bütün belaların başı oldular. İstanbul Türk değildir, Yunanlıdır. Türkler oradan atılmalıdır.
9.    Türk düşmanı Lord Curson da Türklere beslediği düşmanlığı şöyle ifade ediyordu: "Türkler Avrupa'dan atılmalıdır."
10.  Birinci Dünya Savaşı daha devam ederken İngiltere Fransa’yla birlikte Osmanlı’nın ve Ortadoğu’nun parçalanmış haritasını çizdi. Sykes Picot anlaşması olarak bilinen bu gizli anlaşmaya göre, Trabzon Erzurum Van Bitlis ve Güneydoğu’nun bir kısmı Rusya’ya, Doğu Akdeniz Adana Antep Urfa Mardin Diyarbakır Musul ve Suriye kıyıları Fransa’ya, Hayfa ve Akka limanları Bağdat Basra ve Güney Mezopotomya İngiltere’ye verilecekti.
11.  Daha Osmanlı yıkılmadan İngiltere Ortadoğu’da Arap Devletleri Konfederasyonu kurulmasının planını yaptı ve şu an cetvelle çizilmiş gibi sınırları olan ülkeleri kurdu.

İNGİLTERE’NİN PKK’YA VE TÜRKİYE ALEYHİ FAALİYETLERE VERDİĞİ DESTEK
12.  İngiltere PKK’nın en önemli destekçilerinden biri oldu. ÖCALAN SAVUNMASINDA İNGİLTERE’NİN PKK’YA VERDİĞİ DESTEĞİ ŞÖYLE ANLATIYOR
“Bizim konumuza en akıllı yaklaşan İngiltere'dir... Bazı lordlar benimle görüşüp "sizi destekliyoruz" dediler.”
13.  İNGİLİZ MİLLETVEKİLLERİNİN ÖCALAN İLE GÖRÜŞTÜKLERİ, PKK’YI PARLAMENTODA SAVUNDUKLARI BİLİNİYOR. Bazı İngiliz milletvekilleri Şam’da Öcalan ile görüştü. PKK’nın Avrupa temsilcisi olarak bilinen Kani Yılmaz, İngiliz Parlamentosunda PKK’yı anlattı.
14.  MİT’İN OSLO’DA BAZI PKKLILARA YAPTIĞI MÜZAKARE GÖRÜŞMELERİNİ İNGİLİZ İSTİHBARATI ORGANİZE ETTİ. Daha sonra bu görüşmenin kayıtları basına sızdırıldı ve MİT aleyhinde kampanya yapıldı. MİT başkanı Hakan Fidan hakkında açılan dava için de bu görüşmenin kayıtları delil olarak kullanıldı.
15.  İNGİLTERE’NİN UYUŞTURUCU TRAFİĞİ PKK’NIN KONTROLÜNDE, İNGİLİZ HÜKÜMETİ BUNA KARŞI ÇIKMIYOR
16.  PKK ne zaman Güneydoğu’da sokak gösterileri yapsa, ayaklanma olsa ilk Türkiye aleyhinde haber yapan ülke İngiltere
17.  PKK, dağlarda dinlenmesi gereken radyolardan biri olarak İngiliz BBC’yi söylüyor. Militanların bu radyoyu dinlemesine izin veriyor.
18.  İngiliz basınında sık sık PKK’nın terör örgütleri listesinden çıkarılması gerektiği yönünde haberler yayınlanıyor.
19.  Gezi olaylarında göstericilere en çok desteği veren İngiliz basını oldu. Komünistlerin tüm yalan propagandalarına İngiliz basınında yer verildi ve Türkiye aleyhine kampanya yapıldı.
20.  Türkiye’de yeni yetişen ve Türkiye aleyhine haber yapan gazeteci kızlara en çok İngiltere destek verdi. Bunlara hep İngiliz basını sahip çıkıyor ve ünlü yapıyor.
21.  İngiliz basını (özellikle Economist ve Financial Times) Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eden çok sayıda haber yaptılar. Erdoğan’ı Osmanlı padişahı gibi gösteren kapaklar yayınladılar.
İngiliz Basını her seçim öncesinde Türkiye’ye bir daha Ak Parti’yi seçmeyin, Türkiye kargaşaya sürüklenir, ülkenizin iyiliğini istiyorsanız Ak Parti’ye oy vermeyin diye haberler yaptılar.


İNGİLTERE’NİN OSMANLI VE TÜRKİYE ALEYHİNDE FAALİYETLERİ 2
1.    Osmanlı Devleti'ne "Hasta Adam" II. Abdülhamit'e de "Kızıl Sultan" adını takan İngilizlerdir. Başbakan Asquith bir konuşmasında: "Osmanlı Devleti ölüm döşeğine yattı. Dünya için bir şer ve fenalık yuvası olan bu hasta bir daha canlanmayacak" der.
2.    1882'de bir Osmanlı toprağı olan Mısır İngiliz orduları tarafından işgal edildi. Bundan sonraki dönemde İngiltere hep Osmanlı aleyhtarı bir politika izlemeye devam etti.
3.    İngiltere-Fransa ittifakı ile Rusya'nın 1907 yılında bir araya gelerek "Üçlü Antant"ı kurdular. İngiltere'nin Osmanlı'yı parçalama konusunda ilk adımlarından biri buydu.
4.    İngiltere I. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında başta Ermeniler, Yunanlar ve Kürtler olmak üzere ayrılıkçı ve işgalci güçlere en büyük desteği veren ülke oldu.
5.    Savaş sonrasında imzalanan Mondros Mütarekesi Osmanlı İmparatorluğu için çok ağır şartlar içeriyordu. Özellikle de 7. ve 24. maddenin hükümleri, gerekli görüldüğü hallerde stratejik noktaların işgalini mümkün kılıyor, diğeri ise bir karışıklık çıktığı anda Doğu Anadolu Bölgesi'nin işgal devletleri tarafından işgal edilebileceğini öngörüyordu.
Mondros Mütarekesinin 11. Maddesine göre Kars, Ardahan ve Batum Türklerde kalacağı halde İngilizler bu eyaletlerin boşaltılmasını istediler.

Mevlana sadece kadınlara düşman değildi

Mevlana sadece kadınlara düşman değildi Aynı zamanda Türk düşmanıydı. Mesnevi'de verilen ahmaklık örneklerinde isimler hep Türkmen, Bektaşi Ahi’dir, ancak bunlar sonra değiştirilmiş ve Mesnevi'den çıkarılmıştır.
Örneğin, Mevlana’nın eserlerinde geçen eşekle ilişkiye giren kadın hikayesi gibi hikayeler dönemin Ahilerinin lideri Ahi Evran’ın hanımını küçük düşürmek için yazılan hikayelerdir. 

Halife’nin iktidarsız olmasıyla ilgili müstehcen hikaye de Hülagü’nün Bağdat Seferi sonrasında Mısır’a kaçan ve orada Halife ilan edilen Bağdat halifesinin oğlunu aşağılamak için yazılmıştır.

Bu hikayeyi yazmış olmasından dolayı Moğol vezirinin Mevlana’ya büyük miktarda para gönderdiğini Eflaki haber vermektedir.



MOĞOLLARIN MEVLANA’YA VERDİĞİ MADDİ DESTEK
Moğolların birçok defa Mevlana’ya para ve değerli hediyeler gönderdiğini de yine Eflaki Dede bildirmektedir. Mevlana da Moğol veziri Taceddin Mu’tez’e yazdığı mektupta kendisine gönderdiği paraları aldığını yazmaktadır. Taceddin Mu’tez Aksaray’da Türkmenlerin mallarına el koymuş ve bu mallardan Mevlana’ya da göndermişti.
Bir defasında da Moğol hazinedarı (Maliye Bakanı) olan Emir Şerefüddin, Mevlana’yı özel olarak ziyarete gelmiş, ona 1000 dinar para vermiştir. O dönem için bu çok külliyetli bir paradır (1 deve 10 dinardı).



HÜLAGÜ MEVLANA’YI ANADOLU’NUN ŞEYHİ İLAN EDİYOR
Hülagü kendisine verdiği destekten dolayı Mevlana'yı “Şehhü'ş- Şuyuh'ir Rum” (Rum’un yani Anadolu’nun Şeyhi – O dönemde Anadolu’ya Rum deniliyordu) ilan etti. Bu Anadolu'daki bütün şeyhlerin ve ailelerin Mevlana'ya bağlanması mecburiyetini getirdi. Ayrıca Moğollar Mevlana'ya bu görevinden dolayı maaş bağladılar.
Mevlâna'ya bağlanmayanların iş yerleri, tekke, zaviye, medreseleri müsadere edildi. Sultandan alınan bir emirle Ahilerin ellerinde bulunan bütün mallar Mevlâna ve çevresindeki kalenderi dervişlere dağıtıldı. Osmanlılar zamanında bu malların bir kısmı yeniden eski sahiplerine devredilmiştir. Uygulamaya karşı koyanlar öldürülürler ya da göçe zorlanırlar.

Mevlana'nın Mesnevide kadınları aşağılayan sözleri

– O işaretleri kabul etmiyorsan, kendini erkek sanma. Sen kadınsın ey fodul (Mesnevi 1. cilt 982. beyit)
– Kimde kafirlerden bir hususiyet varsa, o kadın gibi akıl ve dince eksiktir. (Mesnevi, 1. cilt, 1284. beyit)
– Kadından kurtulmuş, diri bir vücuda bağlanmış kişiye ne mutlu. ( Mesnevi, 1. Cilt, 1599. beyit)
– Kadın kocasının öfkelendiğini görünce, hemen ağlamaya başladı. Zaten ağlamak kadınların tuzağıdır. ( Mesnevi, 1. cilt, 2496.beyit)
– Görünüşte erkekler, suyun ateşe olduğu gibi, kadına galipse de, gerçekte şüphesiz kadının mağlubudur. (Mesnevi,1. cilt, 2533. beyit )
– Erkekle kadının macerası bir hikayedir. O insandaki nefis ve akla benzer. Bu kadınla erkek, nefisle akıl gibidir. Her iyi ve kötü bunun lüzumlu olduğunu bilmelidir. Bu ikisi dünya evinde gündüz ve gece macera içinde cenk etmedeler. Kadın boyuna evinin ihtiyaçlarını, evin şerefini, ekmek, sofra, makam ve mevki ister. Nefis sevdalı kadın gibi gah tevazu gösterir, gah azametlenir. Erkek gibi olan akıl ise o düşünceleri bilmez. Hakkın rızasından başka kaygısı yoktur. ( Mesnevi, 1. cilt, 2722-2727. beyit )
– Nefis ve hırsı kadın, aklı da erkek bil. Akıl onlara değerli bir mum oldu. ( Mesnevi, 1. cilt, 3010. beyit)
– Onlara ( Kadınlara) danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın. Şüphe yok ki o şehvet sahiplerinin dediğini yapan telef olur. Heva ve şehvet yol kesicidir. Zira onlar Allah yolunda azdırırlar. ( Mesnevi, 1. cilt, 3064-3065. beyit)
– Nefsi kadın gibi bil, belki kadından da beter. Zira kadın şerrin cüz’ü, nefisse küllüdür. (Mesnevi, 2. cilt, 2295. beyit)
– Ordu, her nerede bir hezimete uğrarsa, sebep bilki birkaç karı tabiatlıdır. ( Mesnevi, 2. cilt, 2873. beyit)
– Yiğitlerin zevki gaza etmek, düşmana saldırmaktır. Karı tabiatlılar güruhu içinse başka zevkler vardır. Onların nefisleri şehvetten hazzeder. Uğraşmaları, tamamen bir zillet eden zevk içindir. ( Mesnevi, 2. cilt, 3180-3181. beyit)
– Er kişinin şehveti öndendir. Karı huylu erkekse zevki arkadan bulur. Birinin hırsı erliğin kemali, diğerinin ki rüsvalıktır. (Mesnevi, 3. cilt, 1965-1966. beyit )
– Ey birader! Sen de kendini imtihan et. Erkeğin sadakati, kadınınkinden aşağı olur mu? Bir erkeğin kalbi kadınınkinden aşağıysa, onun adı kalp olmaz, işkembe olur.( Mesnevi, 3. cilt, 3150-3151. beyit)
– Erkeklerin kadınlara üstünlüğü kazanç, kuvvet, mevki ve şöhret bakımından değildir. Böyle olsaydı, arslan ve fil, insandan üstünlük ve kuvvetçe daha yüce olurdu. Erkeklerin kadınlara gerçek üstünlüğü onların, akıbeti görebilmeleriyledir. Erkek, akıbeti görmese o, akıbeti görene nazaran kadından da güçsüzdür. ( Mesnevi, 4.cilt, 1639-1642. beyit)
– Kadınlar savaşta bulunsalar bile düşman safına saldıramazlar, ancak ağlayıp feryat ederler. Gerçi onlar saf içinde arslan gibi ellerinde kılıç görünürler ama elleri titrer durur. Vay ona ki akıl nakşı dişidir. Ve kötü nefsi erkek gibi hamleye amadedir. Şüphesiz onun aklı mağlup olur. Hasılı ancak hüsran ve mahrumiyete göçer. Aklı erkek olan kişiye ne mutlu; çirkin nefsi dişi ve muztar olana da. Cüzi aklı ona galip olursa dişi nefsini akıl mağlup eder. Kadının hamlesi de surette cesuranedir ama o eşek gibi, onun afeti, eşekliğindendir. Kadında hayvani sıfat galiptir. Onun için o renge ve kokuya meyleder. ( Mesnevi, 5. cilt, 2968-2975. beyit)
– Her muhannes nefsiyle savaşamaz. Eşeğin arkasına öd yakmak, misk sürmek layık değildir. Zira kadınlar savaşamazlar. Hele bu, büyük cihat için muhaldir. Kadında Rüstem’lik nadir olur. Ancak Meryem’e bir feyz olursa olur. Erkeklerde de kadın yürekli olan vardır. Zayıf gönülleri korku içindedir. Erlik üstün vasfı olmazsa öyle suret sahibi kadın gibidir. ( Mesnevi, 6. cilt, 1905- 1909. beyit)
– Kadınlıktan hoşlanıyorsan çarşafa gir! Rüstem’likten hoşlanıyorsan hançer gerek! ( Mesnevi, 6. cilt, 1929. beyit )
– Kadının rüyası, aklı noksan, canı zayıf olduğu için, erkeğin rüyasından daha aşağıdır.( Mesnevi, 6. cilt, 4354. beyit)
– Kadının gammaz gamzesi, yan bakışı fitnedir. Ama bu fitneyi sesi, yüz kat daha artırır. ( Mesnevi, 6. cilt, 4591. beyit )

MEVLANA HAKKINDA BİLİNMEYENLER

MEVLANA ALENEN DARWİNİZMİ (EVRİM TEORİSİNİ) SAVUNUYOR

Cansızken öldüm, uyur oldum.
Uyurken de yine öldüm ve hayvan oldum.
Hayvan iken de öldüm, insan oldum (Adem).
İnsan iken de ölür ve sonunda melek olurum.

Ademoğlu ilk önce cansızlar âlemine (iklim) geldi.
Sonra bitki âlemine geçti, orada uzun müddet kaldı.
Cansızlar âlemini ve orada meydana gelen kavgaları hatırlamadı.
Bitki âleminden hayvan âlemine geçti. Burada da bitkiyken ki halini hiç hatırlamadı.
Yüce yaratıcı onu hayvan âleminden insan âlemine çekti.
Bir âlemden diğerine koştura koştura: Sonunda o âlim ve akıllı oluverdi...

İZMİRLİ (I.H.), A.g.e., s. 37; Aynı yazarın, İslâm'da Tekamül Naza­ riyesi, s. 13; yine bkz. RÜMI (M.C.), Mesnevi, C. IV, s. 3637

MEVLANA İÇKİYE VE ZEVK VEREN HERŞEYE HELAL DİYOR (Ayetleri Tenzih Ederiz)

“Mevlâna, nihayet halka haram olan şarabın Kalenderlere helâl olduğunu söyler ve derki:” “Zevk veren her şey, şu aşağılık kişiler, bir delil elde edip dadanmasınlar diye nehyedilmiştir. Yoksa şarab, çeng, güzel sevmek ve semâ, haslara helâldir, aşağılık kişilere haram.”

(Seçme Rubâiler, S, 43 rubâi CLXXII.) ( Bak, Abdulbaki Gölpınarlı’nın Mevlana Celâleddin isimli kitabının sayfa 198 - 199 - 200. İnkılâb Kitabevi 1985 baskısı.)

MEVLANANIN TÜRK DÜŞMANLIĞI (Türkleri Tenzih Ederiz)

Menakıbü'l Arifin isimli kitapta, bağ yapmak için Türk çiftçi tutan bir dostuna şöyle diyor Mevlana: 'Efendi; bağ yapmada Rum çiftçi, bozumunda Türk çiftçi tutmak gerektir. Çünkü dünyayı imar etmek Rumlara; yıkmak ise Türklere mahsustur. (...) Konya şehri de yine merhametsiz Türk zalimlerin eliyle yıkılacaktır.'

KADINLARI AŞAĞILAYICI SÖZLERİ (Kadınları Tenzih Ederiz)

– Kimde kâfirlerden bir hususiyet varsa, o kadın gibi akıl ve dince eksiktir. (Mesnevi, 1. cilt, 1284. beyit)
– Erkeklerin kadınlara üstünlüğü kazanç, kuvvet, mevki ve şöhret bakımından değildir. Böyle olsaydı, arslan ve fil, insandan üstünlük ve kuvvetçe daha yüce olurdu. Erkeklerin kadınlara gerçek üstünlüğü onların, akıbeti görebilmeleriyledir. Erkek, akıbeti görmese o, akıbeti görene nazaran kadından da güçsüzdür. ( Mesnevi, 4.cilt, 1639-1642. beyit)
– Kadınlar savaşta bulunsalar bile düşman safına saldıramazlar, ancak ağlayıp feryat ederler. Gerçi onlar saf içinde arslan gibi ellerinde kılıç görünürler ama elleri titrer durur. Vay ona ki akıl nakşı dişidir. Ve kötü nefsi erkek gibi hamleye amadedir. Şüphesiz onun aklı mağlup olur. Hasılı ancak hüsran ve mahrumiyete göçer. Aklı erkek olan kişiye ne mutlu; çirkin nefsi dişi ve muztar olana da. Cüzi aklı ona galip olursa dişi nefsini akıl mağlup eder. Kadının hamlesi de surette cesuranedir ama o eşek gibi, onun afeti, eşekliğindendir. Kadında hayvani sıfat galiptir. Onun için o renge ve kokuya meyleder. ( Mesnevi, 5. cilt, 2968-2975. beyit)
– Nefsi kadın gibi bil, belki kadından da beter. Zira kadın şerrin cüz’ü, nefisse küllüdür (beterdir). (Mesnevi, 2. cilt, 2295. beyit)
- Bir erkeğin kalbi kadınınkinden aşağıysa, onun adı kalp olmaz, işkembe olur.( Mesnevi, 3. cilt, 3150-3151. beyit)
– Onlara ( Kadınlara) danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın. Şüphe yok ki o şehvet sahiplerinin dediğini yapan telef olur. Heva ve şehvet yol kesicidir. Zira onlar Allah yolunda azdırırlar. ( Mesnevi, 1. cilt, 3064-3065. beyit)
– Kadının rüyası, aklı noksan, canı zayıf olduğu için, erkeğin rüyasından daha aşağıdır.( Mesnevi, 6. cilt, 4354. beyit)
– Ordu, her nerede bir hezimete uğrarsa, sebep bil ki birkaç karı tabiatlıdır. ( Mesnevi, 2. cilt, 2873. beyit)
– Kadın kocasının öfkelendiğini görünce, hemen ağlamaya başladı. Zaten ağlamak kadınların tuzağıdır. ( Mesnevi, 1. cilt, 2496.beyit)
– O işaretleri kabul etmiyorsan, kendini erkek sanma. Sen kadınsın ey fodul (Mesnevi 1. cilt 982. beyit)

KADINLARDAN KENDİNİ KURTARAN MEVLANA SOLUĞU ŞEMS'TE ALIYOR:

ŞEMSE YAZDIĞI BİRİNCİ MEKTUPTAKİ ŞİİRİ
Çöldeyim, susuzum,
Kuyularda Yusuf’um,

Sözlerin bana Züleyhâ, 
Ateşlerde İbrahim’im,

Gözlerin bana derya,
Sancılar içinde Meryem’im,

Bakışın bana İsa,
Yaralar içinde Eyyub’um,

Hasretin bana şifa, 
Ölüler içinde bir ölüyüm,

Ellerin bana musalla..

ŞEMS'E ÜÇÜNCÜ MEKTUPTAKİ ŞİİRİ
Aşk suskunluğumdu benim, 
Aşk yangınımdı benim, 
Aşk vurgunumdu benim,
Aşk yazımdı benim, 
Aşk yasağımdı benim, 
Aşk itirafımdı benim, 
Aşk heyecanımdı benim!

Tek varlığım ve tek yokluğum, 
yaram ve merhemim,
kazanmadığım ama hep kaybettiğim. 
Evet, buydu aşk!

Özledim, ey Şems özledim, çık gel Allah aşkına!


HERHANGİ BİR DİNE MENSUP OLMADIĞINI GÖSTEREN SÖZLERİ:

“Müslümanlığın, kafirliğin dışında bir ova
Uçsuz bucaksız ovada sevdamız uzar gider
Anlayan vardı mı usulca başını kor
Ne Müslümanlığa yer var, ne kafirliğe yer”
Mevlana

KUR'ANA HAKARET
Kur'ân, şaşılacak kıskanç bir büyücüdür. Öylesine bir göz bağlar, kulak tıkar ki. Açıkça düşmanın kulağına okur; o da sözüm ona, anlar, fakat hiç haberi olmaz.
(Fihi-Ma-Fih Bölüm 34)

MESNEVİYİ KURANDAN ÜSTÜN TUTUYOR (Kuran'ı Tenzih Ederiz)

MESNEVİ'NİN ÖNSÖZÜ: “Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı, Tanrı’nın en aydın yolu, Tanrı’nın en açık burhanıdır.

"Mesnevi-i Kerîm, salih elçiler (katipler) eliyle yazılmıştır. Ona temiz (mutahhar) olanlardan başkasının el sürmesine mani olurlar. Mesnevi Alemlerin Rabbinden indirilmelidir. Bâtıl onun önünden de, arkasından da yaklaşamaz. Allah onu korur ve gözetir... Mesnevinin başka lâkapları da vardır. O lâkapları Allahu Teala vermiştir. Fakat bu azıyla yetiniyoruz." (Mesnevi, 14). Celaleddin RUMl, Mesnevi, M.E.G.S.B. Y. İsi-1988.


DİĞER PEYGAMBERLERDEN ÜSTÜN OLDUĞU İDDİASINDA BULUNUYOR: (Peygamberlerimizi Tenzih Ederiz)

“Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, Tanrı vahyidir! Sofiler, bunu halktan gizlemek için Gönül Vahyi demişlerdir!”….”
(Mesnevi-Celaleddin Rubi MEB Yayınları, c: 4 s: 151)

ÇOK EŞYASI OLAN MUTSUZ ADAM!


 O da pek çok kişi gibi, dünyada giderek artan tüketim çılgınlığına kapılıp, mutluluğu alışverişte, yeni eşyalarda, teknolojinin en son ürünlerinde arayan biriydi. 
Ancak hayatını bir girdap gibi kontrolsüzce sürükleyen bu yaşam tarzının, aslında ona hiç de mutluluk getirmediğini fark etti. Mutlu olmak için yaşadığı bu hayat şekli, onu giderek daha da çok çalışmaya ve daha çok yorulmaya itiyordu. Tüm dünyayı etkisi altına alan bu tüketim alışkanlığına ayak uydurabilmek için, daha çok mesai yapıyor, daha çok borçlanıyor ve hayatı giderek daha da zor hale geliyordu. Sürekli çalışmaktan, aldığı eşyaları kullanacak ne vakti ne enerjisi kalıyor ne de bunlar hayatına bir mutluluk katabiliyordu. Hatta bu hayat şekli yüzünden, elindeki sıradan mutluluk fırsatlarını da kaçırıyor; ailesiyle, dostlarıyla, sevdiği insanlarla birlikte olmaya dahi vakit bulamıyordu. 
Evet,DaveBruno da bir çok insan gibi, sadece mutlu olmanın yolunu arıyordu. Onun, çevresindeki pek çok kişiden farkı ise, hayatın kendisini sürüklemesine izin vermemesi oldu. Alışılmış düzeni değiştirecek cesareti gösterdi ve hayatının kurallarını kendisi belirledi. 

DaveBruno: “Hayatımı ve Ruhumu Nasıl Geri Kazandım?”
Dave Michael Bruno‘100 Things Challenge’ (100 Eşyayla Yaşamak) adını verdiği projesiyle, elinden kayıp giden hayatını yeniden kazanmaya karar verdi. 
Bir yıl boyunca, sadece 100 eşyayla yaşayacak ve bunlarla mutlu olmanın yolunu bulacaktı.
2008 yılının sonunda uygulamaya başladığı bu projeyi2009’un sonuna dek sürdürdü. İnsanlara projenin ‘3 R’ adını verdiği sloganıyla seslendi: ‘Reduce, Refuse ve Rejigger’.
Yani,‘Azaltın, Reddedin ve Elinizdekileri Yeniden Organize Edin’... Sahip oldukları fazla eşyalardan kurtulacak, yenilerini almayı reddedecek ve ellerindekileri de yeniden düzenleyerek kullanıma geçireceklerdi.
Vebu uygulamanın sonucunda DaveBruno, mutlu ve iyi bir hayat için aslında 100 eşyanın bile fazla olduğu sonucuna vardı. Seçtiği 100 eşya arasında bile çok fazla kullanmadıkları vardı. Listesinde olmayan eşyalara ihtiyaç duyduğunda ise, bunlarınsadece eski alışkanlıklardan kaynaklandığını telkin ederek, onlarsız da yaşamayı başardı.
Ve sonuçta, hem kendine hem de başlangıçta projeye çekimser yaklaşan eşine ve tüm yaşadıklarını anlattığı blog’’u ‘Guynameddave’i takip eden yüz binlerce kişiye, aynı cesaret ve inancı verdi. Bruno’’nun listesi pek çok insana ilham kaynağı oldu ve geniş bir kitle bu fikri hayata geçirmeye başladı.Twitterve Facebook gibi sosyal paylaşım alanlarında ‘100 Things Challenge’ sayfaları açıldı, deneyimler paylaşıldı.
DaveBruno, 2008'in sonundan, 2010'un sonlarına kadar yaşadıklarını anlattığı kitabıyla New York Times'ın en çok satan kitaplar listesine girdi.
Ve işte böylece DaveBruno dünyaya “Az eşya eşittir mutluluk’’ formülünü öğretti. İnsanları, sade bir hayatın da mutluluk getirebileceği fikrine alıştırdı.
Şu an başta ABD olmak üzere pek çok ülkede, projeye katılan insanlar yalnızca seçtikleri 100 eşya ile yaşıyor ve hepsi de bunun gerçekten ‘huzur ve heyecanveren bir deneyim’ olduğu kanaatinde.The New York Times’ın haberine göre, artık ABD’de pek çok insan daha az tüketmek için çaba sarf ediyor, daha az harcıyor ve bütçesini kontrol altında tutuyor. Eski eşyalarını hemen atmıyor, tamir ediyor, bahçesini ekiyor, yemeğini evde yapıyor.Ve tüm bunlar şunu gösteriyor ki, DaveBruno bu projesiyle sadece kendisine değil, tüm dünyaya yeni bir çığır açmış durumda.

Bruno’nun Minimalist Yaşam Felsefesi Mutluluk İçin Yeterli mi?
DaveBruno aslında kendi mutsuzluğundan yola çıkmış. Ama diğer yandan da, tüm dünyayı etkisi altına alan büyük bir tehlikeye dikkat çekmiş.Mutluluğu, satın alınan eşyalarda arayan 'tüketim' neslinin,mutluluğun asıl kaynağını sorgulamalarını sağlamış.
Bruno’nun projesi dünyada ‘azalma, yük atma, hafifleme’ yani ‘minimalizm trendi’ olarak adlandırılıyor. Amaç biraz da, bir yandan ekonomik açıdan kısıtlamaya gidilirken, bir yandan da bunu bir mutluluk oyununa çevirerek bu durumdan duyulacak sıkıntıyı ortadan kaldırmak. Ama aslında konu sadece eşyalarla sınırlı değil. Bu deneyim tüm hayatı kapsıyor:
Hayatınızda ‘gereksiz’ olduğuna karar verdiğiniz hiçbir şeyi yapmamak. 
Sizi rahatsız eden hiçbir ilişkiyi devam ettirmemek. 
Fonksiyonu olmayan her şeyi hayatınızdan çıkarmak. 
Sahip olma bağımlılığından kurtulmak. 
Yaşam alanınızla birlikte hayatı da sadeleştirmek.
Minimalist yaşamı, her anlamda, her alanda yaşamaya çalışmak.
Evet, Bruno’nun kuralları bunlar. Gerçekten de şu çok açık ki, kalabalık, kargaşa ve yoğunluk insana her zaman sıkıntı ve rahatsızlık verir.Böyle bir yaşam tarzından sade bir hayata geçiş elbette büyük bir konfor ve rahatlıktır.
Ayrıca belki dünyanın en lüks evine, en güzel eşyalarına sahip olabilirsiniz. Ama unutmayın ki, aynı anda sadece tek bir yatakta yatabilir, aynı anda evinizin sadece tek bir odasını kullanabilirsiniz. Sadece tek bir koltukta oturabilir, tek bir tabakta yemek yiyebilir, tek bir çatal, tek bir bıçak kullanırsınız. Dolayısıyla eviniz, dolaplarınız en ünlü, en kaliteli, en gösterişli eşyalarla da dolu olsa, pratik hayatta bunları kullanım şekliniz son derece sınırlıdır.Yani çok ev, çok oda, çok eşya size aslında bu yönüyle fayda sağlamaz.
Ama diğer yandan da, her an kullanılmayacak olsabile, estetik, kaliteli, zevkli ve güzel bir ortam oluşturabilmek de bir sanattır. Ve insanın, sevdiklerine, dostlarına, yakınlarına güzellik sunması da bir erdemdir. Dolayısıyla nadiren kullanılacak dahi olsa,tüm bu eşyalar için de evde elbette bir yer ayrılabilir. 
Ve evet, eşya belki mutluluk getirmez; ama eşya ile hayatınıza konfor, kolaylık, hız ve rahatlık katabilirsiniz.Bu da önemsenmeyecek bir şey değildir elbette.Bu nedenle ‘az ile mutlu olma’ felsefesi uygulanırken, insanın ‘mutsuz olacağı bir hayata sürüklenme’ ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekir. 

Mutluluk bir ‘matematik formülü’ değil, bir ‘ruh hali’dir
Mutluluğun az eşya ya da sadelikle sınırlandırılamayacağı çok açık. Mutluluk eşyayla gidip eşyayla gelseydi, dünyadaki tüm acılar, sıkıntılar, sorunlar bir kalemde son bulurdu. Her şey bu kadar kolay olsa, dünyada milyonlarca insan hala buyönde bir arayış içinde olmazdı.
Ama yine de DaveBruno bu yönde cesur bir adım atmış; tüm dünyaya, hayata bir yenilik, değişiklik ve heyecan katmanın bir yolunu göstermiş.İnsanların hayatına bir parça olsun umut ve neşe sunmayı başarmış.Eşyalarındaki değişimlebirlikte, hayatlarında da bir atılım yapmalarıiçin onlara bir fırsat oluşturmuş. Ama dünyadaki şu anki tabloya bakıldığında, Bruno’nun mutluluğun sırrını tam olarak keşfettiğini söyleyebilmekmümkün değil.Dünyanın dört bir yanı, hayatı en sade formunda yaşadıkları halde, mutsuzluğu da en şiddetli şekliyle göğüsleyen insanlarla dolu. 
Evet, eşya satın alarak asla mutlu olamazsınız. Fakat bundan kaçarak da mutluluğu yakalayamazsınız. Mutlu olmak için önce zihninizde bir kararalmanız gerekir. Çünkü mutluluk bir ‘matematik formülü’ değil, bir ‘ruh hali’dir. 
İnsan,yaşam süreci içerisindehiç beklenmedik durumlarla da karşılaşacaktır. Ama şartlar ne kadar değişirse değişsin, her koşul altında yine de mutlu olmanın bir yolu vardır.Bu tümüyle, mutluluğun sırrını bilmekle alakalıdır. Eğer bu sır maddede değil, manada aranırsa, insanın karşısına mutlaka uçsuz bucaksız bir yol açılır. Ve eğer siz hayatı iyi ya da kötü her detayıyla sevmeyi öğrenebilirseniz, hayatın da sizi sevdiğini ve mutluluğu bulduğunuzu görürsünüz. Bu sır elbette ki yalnızda ‘iman’da gizlidir.
DaveBruno belkimutlu olmayı bir yönüyle ve kısa süreli başarabilmiş gibi görünüyor. Ama kalıcı bir mutluluk için unutmayın ki, böyle formüller hiçbir zaman, asla yeterli olmayacaktır.Gerçek mutluluk yalnızca imanın içine gizlenmiştir...

https://twitter.com/GulgunGoktan
gulgungoktan@gmail.com

Tebliğde hakaret, müşrik özelliğidir

Müslüman demek Kuran’a uyan insan demektir. Ama bazı Müslüman kardeşlerimizin tebliğ konusunda Kuran’dan çok nefislerine uyduklarını görmekteyiz. Nefis, karşı görüşteki birine her zaman hakaret etmeyi emreder;
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). [Şems Suresi (91/89]
Ayette görüldüğü gibi nefis kötülüğü emreder ama Allah’ın yarattığı vicdan da ondan sakınmayı emreder. Müslümanın konuşma üslubu bir ayette şu şekilde buyrulur.
Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. [İsra Suresi (17/53)]
Müslüman karşısındaki kişinin hangi inançtan olduğunu düşünürse düşünsün güzel söz söylemekle yükümlüdür. Karşısındaki kişi Firavun gibi azılı bir kafir dahi olsa ona yumuşak söz söylemeye mecburdur;
"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor." "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." [Tâha Suresi (20/43-44)]
Müslümanın karşısındaki kişi kafir bile olsa ona “sen kafirsin” deme hakkı yoktur. Ki Müslüman olduğunu söylüyorsa ona karşı “sen münafıksın”, “sen müşriksin”, “sen kafirsin” denilmesi Kuran’a tamamen aykırı şeytanın hoşuna gidecek bir tavır bozukluğudur.
"Sen mü'min değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet, Allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; [Nisa Suresi (4/94)]
Ama bazı Müslüman kardeşlerimize baktığımızda bu ayetlerin hiçbirini dikkate almadıklarını görürüz. Bir Müslümanı başı açık diye, dinin bir hükmünü yerine getirmiyor diye, hatta Kuran’da hüküm olarak belirtilmemiş konuları bile yapmıyor diye kafir veya münafık olarak suçladıklarını görmekteyiz. Halbuki Allah bir ayetinde şirk haricindeki günahları affedebileceğini bildirmiştir;
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. [Nisa Suresi (4/48)]
Birisinin kafir, müşrik veya münafık olduğunu Allah bilir. Hatta bir kişi Müslümanım demesine rağmen o kişiye kafir veya münafık demek Kuran’ın tamamen dışında ancak şeytanın yaptıracağı bir tavırdır.
Kuran’a göre bir kafire bile din anlatılırken yumuşak üslupla anlatılmasına karşın, Müslümanın Müslümana uyarısı tabi ki çok yumuşak ve güzel üslupla olmalıdır. Eğer karşısındaki kardeşi yaptığı uyarıyı kabul etmiyorsa da bu konuda ısrar edilmemelidir.
Kuran’da Müslümanların Müslümanlara karşı dini konularda uyarı yaparken her zaman güzel üslup kullandıkları geçer. Ancak müşrik ve münafıklar da Müslümanlara karşı dini konularda uyarı yaparlar. Müşrik ve münafıklar Müslümanlardan her zaman daha takva olduklarını iddia ederler. Bu kişilerin Kuran’da, samimiyetsiz oldukları için Müslümanlara dini konularda uyarı yaparken keskin dilli oldukları ve hakaret ettikleri bildirilmiştir.
…Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır. [Ahzâb Suresi (33/19)]
…şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. [Âli İmran Suresi (3/186)]
Dolayısıyla Müslüman olduğunu iddia eden birinin başka bir Müslüman kardeşine din konusunda uyarı yaparken güzel üslup kullanmaması, Allah korusun müşriklik ve münafıklık özelliğidir. Müşriklik ise kısaca bahsedecek olursak;
Peygamberlerin getirdiği dini, uydurma rivayetlerle değiştirip, binlerce haram ekleyip, Kuran’daki hükümleri dil eğip bükerek anlamlarından saptırıp, sonra da bu uydurduğu dine göre Müslümanları dinsiz ilan eden kişilerdir. Peygamberimiz (sav) zamanında da bu kişiler Dırar mescidini kurup Peygamberimizi ve müminleri bu mescide davet etmiş ve kendilerinin daha takva olduklarını iddia etmişlerdir. Ama Allah o sözde takva kişilerin mescidlerine gidilmemesini emretmiştir;
Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiç bir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever. [Tevbe Suresi (9/108)]
Dolayısıyla Müslüman kardeşlerimizin Kuran’a uyup, müşrik olmaktan Allah’a sığınmaları gerekmektedir. Çünkü müşriklik adeta bir hastalıktır ve bu kişiler gerçek müminleri din adına eleştirmelerine rağmen müşrik olduklarını ahirette öğreneceklerdir.
(Bundan) Sonra onların: "Rabbimiz olan Allah'a and olsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.) [En'am Suresi (6/23)]

KURANA GÖRE İNSANLAR ENSEST İLİŞKİ İLE ÇOĞALMAMIŞTIR..ENSEST ATEİZMİN YUMUŞAK KARNIDIR.


Tevrat'ta önce Adem'in yaratıldığı, sonra o uyurken kaburga kemiğinden biri alınarak Adem'den eşinin yaratıldığı ve ardından bu ikisinden oluşan çocuklarla insanlığın devam ettiği söylenir. Güya Adem ve eşinin hep ikiz çocukları olmuş, bu ikiz çozuklar çapraz olarak birbirleriyle evlenmiş ve nesiller bu şekilde oluşmuş. Sonra da Allah, kardeş evliliğini yasaklamış ve ensest sona ermiş. Gerçekten böyle mi olmuş acaba?

Bu konuyu anlamak için başvurulucak tek kaynak, elbette ki noksansız Kuran'dır. Kuran kan bağı olmadığı halde süt kardeşle evliliği dahi yasaklayan bir dindir. Değil ki öz kardeşlerin evliliğine/cinsel birlikteliğine müsaade etsin. Kuran'da insanın vicdanını yaralayan hiç bir uygulama veya konu yoktur. Şimdi Kuran'dan bu soruya cevap arayalım...

Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve onlardan birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkup sakının... (Nisa Suresi, 1)

1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar
3. ittekû : takva sahibi olun
4. rabbe-kum(u) : Rabbinize karşı
5. ellezî : o ki
6. halaka-kum : sizi yarattı
7. min : ... den, ...dan
8. nefsin : bir nefs
9. vâhidetin : bir tek
10. ve halaka : yarattı
11. min-hâ : ondan
12. zevce-hâ : onun eşini, hanımını
13. ve besse : yaydı, türetti
14. min-humâ : onlardan
15. ricâlen : erkekler
16. kesîran : birçok, çok sayıda
17. ve nisâen : kadınlar
(Ayetin tümü değil, ilgili kısmı)
Burada ele alacağımız iki kelime var.
Bir tanesi - minhâ : ondan
Diğeri- minhumâ : onlardan

Geleneksel tefsirlerde ondan kelimesi ''Adem'den'', Onlardan kelimesi de '' Adem'den ve eşinden'' olarak tanımlanmıştır. Yani ayette Adem'i, sonra Adem'den eşini ve her ikisinden de sonraki nesilleri var ettik gibi bir çeviri yapılmıştır. Ancak ayette böyle bir mana yoktur. İşaret edilen bu ( ondan ve onlardan) kelimeleri, ilk yaratılıştaki NEFSE vurgu yapmaktadır.

Araf Suresi 189'da da aynı ifade vardır.
Bayraktar Bayraklı :Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de o cevherden var eden, Allah'tır. Eşine sarılınca, eşi hamile kaldı ve onu bir müddet taşıdı. Gebeliği ağırlaşınca, karı koca, Rableri Allah'a, “Bize kusursuz bir çocuk verirsen andolsun, şükredenlerden olacağız” diye yalvardılar. (Araf Suresi, 189)

Peki ilk yaratılıştaki bu Nefs nedir?

Allah Kuran'da insanı sudan, topraktan ve çamurdan yarattığını bildiriyor. İlk yaratılıştaki NEFS, su ve topraktaki minerallerin bir araya gelince aldığı durumdur. Bu, NEFSi oluşturur. Ayette ''nefsi vâhide'' tanımlaması vardır. İlk can manasına gelir. Burada cinsiyet belirtilmez.

Mesela çamurdan 90 kiloluk bir insan yapacağımızı düşünelim. 70 Kiloya yakın su koyup sonra da insan bedenindeki mineralleri topraktan alıp aynı kaba ekleyelim. Kapta bulunan su ve topraktaki minerallerden oluşan karışım (Nefs) balçık haline dönüşecektir.

Şimdi bu NEFS’i oluşturduk ve Ademi oluşturuyoruz ve (minhâ : ondan ) da yani aynı NEFS'tende onun eşini oluşturuyoruz. Peki sonra ne yapıyoruz ? ( minhumâ : onlardan) yani aynı NEFS karışımlarından bir çok erkek ve kadını türettik. Yani ilk erkek ve kadın aynı karışımdan yaratıldı. Ve diğer erkek ve kadınlar da aynı karışımdan yaratıldı.

Allah bir ayetinde ''Dedi ki: "kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." (Taha Suresi, 123) buyurur. Ayetten de anlaşıldığı üzere yeryüzüne sadece Adem ve eşi inmemiş, aynı nefisten yaratılan diğer insanlar da inmiş. İslam'da ne ilk anda ne de sonra enses ilişki olmamıştır. Allah Nisa Suresi 23. ayette ensesti, ve hatta kişiyi emziren süt anne ve süt kardeşle evliliği yasaklamıştır.
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi biraraya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 23)